28 Şubat 2016 Pazar

Caesaropapizm ile Konsüller Arası

Constantinus’un İznik Konsili’nin oluşum sürecine katkısını imparatorun cinsel siyasal yetkeyi kendi uhdesinde birleştirdiği şeklinde, yani ‘Caesaropapizm’ olarak değerlendirebilir miyiz? Bu sorunun cevabını vermeden önce dördüncü yüzyılda papalık kurumunun var olup olmadığına bakılmalıdır. Constantİnus imparator olduğu zaman papalık henüz Ortaçağlardaki devasa kurumsal görüntüsüne kavuşmamıştı. Roma piskoposluğu diye bilinen kurum eline geçirdiği her fırsatı etki alanım genişletmek için değerlendirmeye çalışıyordu, ancak gücü sınırlıydı.


Yunan dünyasında ve zaman zaman Afrika’da bile otoritesi tanınmıyordu. Dolayısıyla dördüncü yüzyılda papalık diye bir kurum yoktu. İmparatorun konumuna gelince, Constantinus’tanî, Theodosius’a kadar geçen sürede Roma imparatorlarının kilise işlerine müdahalelerinde hep hassas bir denge kurmaya çalıştıkları görülmektedir.


İmparatorlar, devlete payanda olarak düşündükleri kilise birliği ideolojisini hayata geçirmeye çalışırlarken dinin özüne ilişkin teknik konulara müdahale etmediler. İmparatorlar profesyonel din adamı olmadıkları için, bu konulara karışmaları da beklenmezdi. Diğer yandan, imparatorlar konsül sonrasında oluşturulan kararlara imza atmamışlar ise de, kilise birliğini sağlayabilmek için yönlendirici oldukları, alman kararlan uygulamalarından görülmektedir.


Dördüncü yüzyılda imparatorlar hiçbir surette önde gelen piskoposluklara, Roma, İskenderiye, Antiochea ve Constantinopolis’e (İstanbul) doğrudan piskopos atamaları yapmadılar. Burada da, konsül kararlarında olduğu gibi, yönlendirici olmaya çalıştılar.35 Söz konusu büyük merkezlere kilise konsüllerinin yaptığı atamalarda imparatorun kilise birliği ideolojisine ters düşmeyen adayların tercih edilmesini sağlamaya çalıştılar. Dolayısıyla, papalığın daha tam anlamıyla kurumsallaşmadığı, imparatorların da piskoposlaşmadığı bir dönemi ‘Caesaropapizm’ formülü ile açıklayanlayız, ancak imparatorun etkisini bütünüyle inkâr edemeyiz.


Kiliseyi ilgilendiren bir meseleye Constantinus niçin müdahale etmişti? Bu konudaki cevaplar genelde iki tema etrafında toplanmaktadır: Birincisi Constantinus’un dini endişeleri, diğeri ise imparatorun kiliseyi kendi politik ihtirasına alet etmek istemesidir. 36 Bunların her ikisinin de doğru olması veya doğruluk payı taşıması doğaldır. Fakat daha geniş bir perspektif Roma geleneğinde imparatorun anayasal konumu üzerine yoğunlaşmaktadır.


Buna göre, yasal olarak kamu düzeninin koruyucusu ve devletin başı, dolayısıyla kamuyu ilgilendiren her noktada imparatorun söz sahibi olması tabiidir. Bu noktayı destekleyen ikinci bir husus, imparatorun aynı zamanda Augustus’tan bu yana Pontifex Moucimuı yani ‘başrahip’ olmasıdır.38 Şüphesiz bütün bunları destekleyen daha tabiî bir durum ise din ve siyaset arasındaki hakikaten ayrılamaz ilişkidir.


Bunu sadece Constantinus’un seleflerinin din ve siyaset arasında kurdukları bire bir yalanlık ve onun da bu aynı izlediği şeklinde yorumlamak gerçek dışı değildir. Meselâ Diletianus Hıristiyanlara karşı baskı politikası uygularken, bir başka dini yücelttiğini ya da o dinin mensuplarının kendi politik hedeflerine destek verdiklerini biliyordu. Ya da Galerius Constantinus’tan hemen önce Hıristiyanlara ilişkin bir bağışlama fermanı çıkardığı zaman ‘Hıristiyanların kendi Tanrı’larına imparatorun ve imparatorluğun sağlık ve selameti için dua etmelerini’ istiyordu. Constantinus’un farkında olduğu bir husus daha vardı: Constantinus Diocletianus’un uyguladığı, Hrıstiyanlann kovuşturulması operasyonuna bizzat tanık olmuş ve bu olaylar esnasında Hıristiyanların ne kadar sebat ve sabır gösterdiklerini görmüştü. Ayrıca Constantinus Roma İmparatorluğu’nun hemen her kentinde teşkilatı bulunan kilisenin kendisine sağlayacağı popüler desteğin de pekâlâ farkındaydı.


Burada bir başka soruya, yani Constantinus’un İznik’te nasıl bir yol izlediğine değinmeliyiz. Yukarıda açıkladığımız hususlardan dolayı Constantinus İznik’te kendisine her türlü teolojik ve politik kamplaşmaların üzerinde bir konum biçti. Meselâ daha konsil başlarken bazı piskoposlar birbirlerini imparatora şikâyet ettilerse de (burada muhtemelen en fazla itiraza muhatap olan kişi yine Nicomedia piskoposu Eusebius olmalıydı. Constantinus piskoposların kendisine sundukları şikayet dilekçelerini yaktı.


Suçlamaların doğruluğu ya da yanlışlığı bir yana, burada bir grubun bir başka grubu konsil üyeliğinden düşürerek üstünlük kurma manevrası görülmektedir. Tabii imparatorun bu hareketindeki politik zekâyı görmemek mümkün değil, çünkü Constantinus daha konsilin başında herhangi bir gruba uzak ya da yakın durmayarak gruplara olan eşit uzaklığım muhafaza etmek istiyordu.