6 Mart 2016 Pazar

Hıristiyanlıkta Arka Kapıdaki Yasalar

İmparator Constantinus İznik Konsili’nden kısa vadede Ariusçu ve diğer bazı kilise içi mahalli sorunların çözümünü, uzun vadede ise kilise organizasyonunu sınırlan tanımlanmış bir merkezi otorite etrafında toplamasını bekliyordu. İmparatorun uzun vadeli projesinin tek amacı kilise teşkilatını sadece imparatorluğun yönetim aygıtının bir parçası haline dönüştürmek değildi.


Daha ziyade, eyaletlerdeki Roma toplumunu devlete daha çok yaklaştırmak ve bu toplumun gerilimlerini daha yalandan kontrol etmek istiyordu. Çünkü kiliseleri ve cemaatleri üzerinde otorite sahibi olan piskoposlar toplumu yönlendirmek ve devlet sistemine entegre etmek için en uygun mahalli liderlerdi. Constantinus sonrası dönemin piskoposları arasında böyle işlevleri layıkıyla icra eden lider piskoposlar bulabilmekteyiz. Kilise’nin merkezi bir çatı altında toplanması sadece imparatorun değil özellikle İskenderiye ve Antiochea gibi büyük kentlerin piskoposlarının da otoriteryen girişimlerine uygun düşmekteydi.


Piskoposlar özellikle ayrılıkçı veya sapkın grupları kontrol etmek için, merkezileştirmenin öneminin farkındaydılar, çünkü yasallaşan büyük yetkileriyle hem uyumsuzların kilise örgütüne sızmasına müsaade etmeyecekler, hem de daha önceden girmiş olanları kolayca temizleyip atabileceklerdi.


İznik Konsili’nde benimsenen ve yasa olarak kabul edilen prensipler yukarıda söz konusu edilen kilise otoritesinin kurulmasını amaçlıyordu. Konsilde, yirmi yasa benimsendi. Bunların konusu kısaca şöyledir: Gönüllü olarak kendini hadım etmenin reddedilmesi; İhtida conversid sonrası piskoposluğa yükselme süreci; Din adamlarının yabancı kadınlarla bir arada yaşamalarının yasaklanması;  Piskoposluk seçimlerinin düzenlenmesi; Bir piskopos tarafından aforoz edilenin bir başkası tarafından cemaate kabul edilmemesi; Roma, İskenderiye ve Antiochea kiliselerinin adli sınırlarının yeniden tanımlanması; Kudüs’ün statüsü;


Novatianusçuların yeniden ana kiliseye entegre edilmesi;  Kilise hiyerarşisine girişte iyi araştırılmayanların, sonradan kusurları ortaya çıkarsa hiyerarşiden çıkarılmaları;  Dinden çıktıkları gözden kaçanların tespit edildiği taktirde kilise hiyerarşisinden olması; Hıristiyan olduktan sonra hiç gereği yok iken dinden çıkıp daha sonra geri dönenlerin kiliseye kabul edilmesinin kuralları, yani kamusal disiplin; Hıristiyan oldukları için işkence görmüş olanlardan daha sonra tekrar geri devlet hizmetine girenlerin durumu; Ölüm döşeğindeki dindaşlara yardım sorunu;


İhtida edenlerin kilise hiyerarşisinde bekleme sorunu; Din adamlarının yer değiştirmemesinin kabul edilmesi; Kendi kilisesinden aynlanlann başka bir kiliseye alınmaması, Yüksek oranda faiz âliminin reddedilmesi; Diyakonlann kendi başlarına ayin veya başka ibadetleri yönetmeye kalkışmamalan; Paulusçulann (Samsatlı Paulus taraftarlan) yeniden vaftiz edilmeleri zorululuğu; İbadet düzeni.


İznik yasalan arasında özellikle önemli olan, büyük piskoposluk merkezlerinin adli müdahale alanlarının sınırlanın tespit eden altıncı yasadır. Roma’nın Batı’daki üstünlüğünü tartışmaya çok gerek yok, çünkü birinci yüzyılın sonundan itibaren Roma piskoposları her fırsatta çevrelerindeki Hıristiyan merkezlere müdahale etmek suretiyle otoritelerini kurmaya çalışıyorlardı.


İskenderiye piskoposunun müdahale alanı Mısır, Libya ve Pentapolis oldu. İskenderiye piskoposunun, Pentapolis ve Libya için hevesi buralarda kök salmış olan Ariusçulan temizlemekti. Antiochea’nm Doğu’daki (Suriye), Roma’nın ise Batı eyaletlerindeki üstünlükleri yine konsilin altıncı maddesiyle yasallaştı. Kohsilin yedinci yasasına göre, Kudüs piskoposu Filistin’in metropoliti sıfatını aldı. Kudüs piskoposunun yükselişi hem İsa’nın doğum yeri olmasından, hem de İznik’te Caesarea piskoposu Eusebius’un konsilin çoğunluğunu oluşturan grubun içerisinde yer almamasından kaynaklanıyordu. Halbuki Kudüs piskoposu İskenderiye piskoposunun başım çektiği çoğunluk safları arasındaydı.


Piskopos seçimleri bir eyaletteki tüm piskoposların katılımını ya da en azından üç piskoposun katılımım şart koşuyordu. İlaveten metropolite yani eyalet başkentinin (metropolü.) piskoposuna veto hakkı tanınıyordu. Metropolitin otoritesini güçlendiren bir başka husus ise, yılda iki kez düzenlenecek olan eyalet sinodlarımn yine tek otoritesinin metropolit olmasıydı.


En küçüğünden en büyüğüne kadar bütün piskoposların memnuniyetle benimseyecekleri bir başka yasa ise, “bir piskopos tarafından aforoz edilenin bir başka piskopos tarafından kiliseye kabul edilmemesi” ilkesi idi ki, geçmişte İskenderiye Kilisesi bu tür hareketlerin sıkıntısını yaşamıştı. Mesela, üçüncü yüzyılın ünlü ilahiyatçısı Origenes İskenderiye’den piskopos Demetrius tarafından sürüldüğü zaman Filistin piskoposlan Origenes’e kapılarını açmışlardı.


Origenes o tarihten sonra Filistin’de papaz olarak görev yapmıştı. Benzer bir kriz Arius’un yol açtığı tartışma sırasında da ortaya çıktı. Alexander Arius’u İskenderiye’dan sürünce Arius Filistin’e gitti. Burada resmen kiliseye kabul edilip edilmediğini bilmiyoruz, ancak yukanda da ifade edildiği gibi, Arius, Nicomedia piskoposu Eusebius tarafından toplanan kilise meclisi sonrasında burada kiliseye tekrar kabul edildi. Bu tür hadiselerin muhtemelen daha alt düzeyde pek çok örneği vardır, ama çok iyi bilinen bu iki örneğin İznik’te piskoposlann safları sıklaştırmasında önemli bir etken olduğu da kesindir.