Kamu oyunu oluşturan faktörlerden birisi de hiç şüphe yok ki neşriyattır. Neşriyat isterse, kamu oyunu hem müsbet yönde hem de menfi yönde oluşturabilir. O, muhakkak bu güce sahiptir.
Vatan ve milletin refahı, istikbal ve istiklali için neşriyat olduğu gibi, gençliğin dinî, ahlaki ve manevi inançlarını sarsan, her gün biraz daha gençliği ahlak buhranına sürükleyen yıkıcı, ü mahvedici müstehcen neşriyat ta vardır. işte yavrularını bu müstehcen neşriyattan korumak, bir anne ve babanın başta gelen görevlerindendir.
Toplumumuzun yanıldığı bir nokta vardır: Çocukları, her şeyi okumakta serbest bırakmak. Bu çok yanlış ve son derece tehlikeli, bir düşüncedir, Çünkü çocuklar mümeyyiz bir çağa gelmedikçe, iyiyi kötüden, çirkini güzelden ayırd edemezler. Çoğu zaman iyiyi kötü, kötüyü de iyi zan ederler. Yararlıları zararlılardan ayırt edemezler. Çoğu zaman yararlıyı zararlı, zararlıyı da yararlı sayarlar.
Onun için çocukları mümeyyiz bir çağa gelinceye kadar yani iyiyi kötüden ayırd edebilecek bir yaşa gelinceye dek, zararlı neşriyata karşı korumak gerekir.
Neden mi? İzah edelim:
Çünkü o zararlı neşriyatı okudukları zaman, iyiyi kötüden ayırt edemedikleri için hemen etkilenirler ve böylece topluma zararlı bir unsur olarak yetişirler, öğrendikleri o zararlı şeyleri bilahare toplumda uygulamaya çalışırlar.
Kimse de bunu kolay kolay önleyemez. Çünkü o şeyler artık onlarda bir inanç haline gelmiştir. Kafalarına yerleştirmiştir, beyinlerinde bir daha silinmemesiyle yer etmiştir. O fikrinden döndürmek, o kötü şeyleri kafasından çıkartmak artık bir mesele haline gelir. Onun için çok dikkat etmek lâzımdır. Amma mümeyyiz hale geldikten, iyiyi kötüden ayırt edebilecek bir yaşa ayak bastıktan sonra, her türlü neşriyat okumaların müsaade etmeli.
Çünkü onlar artık zararlıyı yararlıdan, iyiyi kötü den ayırd edebilirler. Şurası da bir gerçektir ki, bir insan iyiyi de kötüyü de öğrenmelidir. İyiyi tatbik etmek için, kötüden de korunmak için öğrenmelidir.
Hazreti Ömer (r.a)’nin şu sözü ne kadar manidardır. –
“Kötüyü (başka bir maksadla değil) sadece kötü den korunmak için öğrendim. “önünde çukuru gören, yahut falan yolun kenarında bir çukurun bulunduğunu bilen bir insan kendini o çukura yuvarlanmaktan koruyabilir. Fakat orada o çukurun bulunduğundan habersiz olan insan kendini oraya yuvarlanmaktan koruyabilir mi? İşte zararlı neşriyat da böyledir. Onları da okumalı, öğrenmeli fakat uygulamak için değil de korunmak için.
Bilen kendini korur, bilmeyen koruyamaz! Ölçü daima bu olmalıdır. Görmüyor musunuz Hiristiyanlar çocuklarını nasıl koruyarlar? Yahudiler de öyle. Belirli bir çağa gelinceye kadar onları İncil ve Tevrat’ın okunduğu okullara yolluyorlar. Onlara kendi dinlerini öğretiyorlar. Kafalarına kendilerince gereken inançları yerleştiriyorlar. Ondan sonra diğer marif mekteblerine gönderiyorlar.
Yani evvela çocuklara dini aşıyı yapıyorlar, sonra mümeyyiz yaşa geldiklerinde serbest bırakıyorlar. Bize gelince, biz bunun tamamen aksini yapıyoruz: Bırak onu daha çocuktur! Kızdan ne istiyorsun, daha çocuktur, onun namahrem tarafı yoktur. Açık gezse de zarar etmez.
Bırak çocuğu! Okusun.. Her şeyi okusun. Polisiye romanları, foto romanları okusun. Seks kitablarını okuyup seksi de öğrensin. Gibi sözler hemen her evde sarf edilen sözlerdir. Bu, yanlış-ve son derece tehlikeli bir tutumdur!
Çocuk bunları okusun öğrensin amma o yaşta değil! Mümeyiz hale gelip aklı kemale, fikrı olgunluğa erdiği zaman okusun. Evet bütün bunları iyiyi kötüden ayırd edebilecek bir çağa geldiğindi öğrensin. Yukarıda da arz ettiğimiz gibi, bunlar yapmak için değil, kendini bunların şerrinden koruması için öğrenmelidir.
Yayın organlarından birisi de Radyo ve Televizyonlardır. Bunlar, yararlı yayınlar yaptıkları gibi, çok kötü ve ahlâk bakımından zararlı yayınlar da yaparlar. Ahlâk bakımından sakıncalı olan yayınlarından mutlaka yavruları korumak gerekir. Belirli çağa kadar onlara zararlı filimleri, müstehcen resimleri ve oyunları seyrettirmemek lazımdır.
Gayri ahlaki yayınlarını izlemelerine mutlaka anne ve babanın mani olması gerekir. Şayet anne ve baba çocuklarını bundan menetmezler, onları o müstehcen yayınlardan korumazlarsa, vazifelerini yapmamış olacaklarından dolayı, sorumlu duruma düşerler.
Şurası da bir gerçektir ki, her aile, her ana ve baba hatta herkes mes’ul bulunduğu, işlerden sorumludur. Yanındaki çocuklarından bir anne ile baba mutlaka sorumludur.
— Bu konu ileride daha mufassal bir şekilde ele alınacaktır. Evet henüz mümeyyiz hale gelmiyen bir çocuğa, gelişi güzel her şey okutulmaz! Her şey izlettirilmez.
Aksi halde unların manevi yapılarını daha temeli atılmadan yıkmış oluruz. Körpecik dimağlarını 1 af-ı güzaf ve eften püf ten şeylerle doldurursak, büyüdükleri zaman başımıza dert olurlar.
Tıpkı şimdi olduğu gibi. Gözünü açar açmaz, onların kötü şeyler öğrenmelerine müsaade edersek, yarın başımıza bela kesilirler. Onun için herkes sorumluluğunu bilmelidir. Baba sorumluluğunu bilmelidir.. Anne sorumluluğunu bilmelidir. Bir Caminin İmamı, Müezzini, Vaizi sorumluluklarını bilmelidirler.
Baba evine, anne yavrularına hakim olmalıdır. İmam Cemaat’ı tam anlamıyla disipline edebilmelidir. Onların yanlış hareketlerini münasip bir lisan, müesir bir nasihatle düzeltmelidir.
Müezzinler de hakeza. Vaizler hitab ettikleri cemaatın haleti ruhiyesini iyi bilmelidirler, daha doğrusu iyi bilmek mecburiyetindedirler. Aksi halde arzu edilen tarzda vaiz yapamazlar. Cemaata katiyen faydalı olamazlar.
Evet bir ana ve baba her şeyden önce yavrularının müstehcen neşriyat okumalarını mutlaka engellemelidirler. Daha küçük yaşta onların körpe dimağlarına mukaddesatı işlemelidirler.
Daha hayırlı, daha yararlı bir evlada sahib olmak istiyorlarsa mutlaka böyle yapmalıdırlar. Zira Rasülüllah efendimizin emir ve tavsiyeleri budur.